“Muhafazakârlık“ kavramı üzerinde laf etmeyeceğim, çünkü o hem başlı başına başka bir konu, hem de o konu hakkında hemen herkesin az çok bilgisi var. Muhafazakarlığın “koruyan” anlamına geldiğini muhafaza eden anlamına geldiğini iyi kötü herkes bilir. Bana göre asıl mesele, muhafazakarların neyi muhafaza edip etmedikleri.
Örneğin herhangi bir işçi eyleminde ya da bir grevde onları göremezsiniz. Herhangi bir doğayı koruma yürüyüşünde ya da diyelim ki hani şu Karadeniz’de yapılan ve yapılmaya çalışan HES’lere karşı yürütülen eylemler ve yürüyüşlerin hiçbirinde muhafazakarları göremezsiniz.
Tarihi eserlerin talan edilmesinde, onların bilinçsizce kullanılmasında ya da yok edilmesinde ortaya çıkan akademik ve toplumsal tepkilerin hiçbirinde onları göremezsiniz, hatta ve hatta bu konudaki tepkisizliklerini ülkedeki İslami eserler üzerinde bile görebilirsiniz. Gidin bakın İstanbul’da Osmanlı’dan kalan birçok eser var, viraneye dönmüş hamamlar, yıpranmış parçalanmış bakımsız çeşmeler, taşları parçalanmış kime ait olduğu belli olmayan mezarlar ve daha bir çok örnek.
Diyelim ki kızların çocuk yaşta evlendirilmesine karşı bir yürüyüş, bir toplumsal aktivite var, muhafazakarları aralarında göremezsiniz. Modern sosyal hayat temellerinden olan evrensel sanat kültür olaylarında onları ya çok az görürsünüz ya göremezsiniz. Onları toplumun işçi sınıfının haklarını korumakla alakalı olan herhangi bir eylemde de göremezsiniz, toplumun sosyal hakları özgürlükleri bu anlamda mücadele eden herhangi bir yapının oluşumun içinde de göremezsiniz.
Onları ancak işin ucu kendilerine dokunduğunda bir yerlerde görürsünüz. Tüm bu ve benzeri şeylerin dışında muhafazakarların muhafaza ettiği şeyler elbette vardır. Mesela erkek egemen toplumunun istikrarı ve güçlenmesi için olanca güçleri ile çabalamaktalar. Kadını eve kapatıp efendiliğini sürdürmekte ve bunu yaparken de hem dinin, hem de iktidarın temel saydığı enstrümanları hiç çekinmeden kullanmakta.
Her ne kadar tanrı kutsallığından inançlarının kutsallığından bahsetseler de, birçoğu ihale almak için projelerden ödenekler almak için, krediler almak için yani paraya ve güce ulaşmak için onlara telkin edilen gözü kapalı bir şekilde sorgusuz sualsiz salt inanarak teslim olunmuş bir yaşamın kavramlarını savunmaktan geri durmamaktalar.
Örneğin kadın sığınma evlerine karşı çıkmaktalar, örneğin toprak reformuna karşı çıkmaktalar, toplumda kendi egemenliklerini kalıcı kılmak için toplumu geriye götürmekten çekinmemekteler.
Peki insanı esas aldığımızda gerçekten neyin korunup neyin korunmayacağını ya da neyin muhafaza edilip neyin muhafaza edilmeyeceğini aklı olan herkes iyi kötü düşünüp bir sonuca varabilir değil mi? Peki o halde muhafazakarlar neyi muhafaza eder?

Peki solcuların modern hayat anlayışı, kömün anlayışı, paylaşım anlayışı, hümanist anlayışı, bunların tamamı ne kadar söylemin dışında, gerçek hayatın içinde var. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda, ayrıştırmaya dünden gönüllü gibi bir hareket şekilleri, bir dalgalanma biçimleri var. Örneğin Almanya’da ve Avrupa’da birçok camiye yapılan saldırıda hiçbir sol platformu genel kınama eylemleri arasında görmezsiniz, Avrupa’da baş gösteren İslamofobi karşısında yapılan hiçbir konferansta, hiçbir yürüyüşte, hiçbir tanıtım standında göremezsiniz. Biraz eskilere gidecek olursak, diyelim ki üniversitede sağ görüşlü bir öğrenci başörtüsünden dolayı sistemin baskısı altında kaldığında bunu görmezden gelen birçok solcu tanıdığım olmuştur. Ya da sol diye inanıp savundukları siyasi partilerin bir kanatlarının nasıl faşizan düşündüğünü inançlı kesime nasıl öcü gibi baktıklarını genelde hepimiz biliriz. Solun modern hayat diye tanımladığı ve bu hayatın bu tarzın içindeki birtakım kavramlar, birtakım davranış biçimlerine baktığımızda aslında çokta Coğrafyamızın ve onun gereklerinin kimyasına uymadığını görmekteyiz. Solun genelde modernlik ve hümanistik anlayışı kendisi iktidarda olup iktidarda olmayana şefaat göstermek gibi bir temel psikolojiye sahiptir. Kaldı ki bu psikolojiye sahip hiçbir oluşum, hiçbir birey solun tanımına zaten uymamaktadır Çünkü gerçek sol özgürlükçü ve paylaşımcıdır.

Öte yandan muhafazakar diye tanımladığımız güruha baktığımızda solu şaşırtacak ve tersten çıkacak hareket biçimi görmekteyiz bazı konularda. Evrenselliği, hümanizmi sürekli dilinden düşürmeyen sol, sağcılar kadar Afrika’da yardıma muhtaç insanlara hemen her konuda el uzatmamıştır mesela…
Ezcümle, ne muhafazakarlığın neyi muhafaza ettiği, ne de solun kendini modern hümanist ve çağcıl tanımlaması bizim gibi sıradan insanların hayatta gördüğü, sokakta gördüğü, ailesinde gördüğü, çevresinde gördüğü, ilişkilerinde gördüğü gerçeklere uymamakta. Neyi muhafaza edilip neyin çağdaş yaşam olması gerektiğini herkesin kendi özgür iradesine göre karar vermesidir doğru olan, ona göre yaşamasıdır. Hem dini, hem insanı, hem hayatı, hem de her şeyi koruyan da gözeten de önce Allah’tır, sonra insanın kendi yaşama içgüdüsüdür. Sevgiyle kalın.

Durch die weitere Nutzung der Seite stimmst du der Verwendung von Cookies zu. Weitere Informationen

Die Cookie-Einstellungen auf dieser Website sind auf "Cookies zulassen" eingestellt, um das beste Surferlebnis zu ermöglichen. Wenn du diese Website ohne Änderung der Cookie-Einstellungen verwendest oder auf "Akzeptieren" klickst, erklärst du sich damit einverstanden.

Schließen