HESSEN Haber bundan böyle bölgede faaliyet gösteren işadamlarını tanıtan dizi röportajlara başlıyor. Röportajlar serimizin ilk konuğu İlhami Güngör.

İhami Bey. Hessen Haber‘e kapınızı açtığınız için çok teşekkür ederiz. Sizin gibi değerli ve başarılı insanların hayat hikayelerini köşemize taşımak ve okurlarımızla buluşturmak istiyoruz. Hemen sorularıma geçmek istiyorum.

Almanya‘ya gelmenin ilk fikri, ilk sebebi, ilk adımları nelerdi?

Evvela ben de size çok teşekkür etmek istiyorum, şeref verdiniz. Elazığ Ticaret Lisesi’nde Lise 2’de okurken, “Ben üniversite okuduktan sonra neler yaparım, iş bulur muyum”diye düşünürken, siyasi ve ekonomik sebeplerden dolayı Almanya’ya gitme fikri oluştu bende. Almanya’daki akrabalarımın bana Almanya’yı “pembe” anlatmaları da biraz tetikledi bunu.

“Almanya‘daki gurbetçi kuşağı” diye tanımlarsak, siz kaçıncı kuşaksınız?

Ben ikinci kuşak olarak görüyorum kendimi.

Almanya‘ya geldiğinizde ilk izlenimleriniz ne oldu? İki kültür arasında ilk olarak “Aman Allah’ım, bu da ne?” dediğiniz, sizi şaşırtan bir şey oldu mu? Olduysa ne oldu, sizi akılalmaz derecede şaşırtan?

İlk kaldığım ev ve oradaki şartlar beni çok şaşırttı diyebilirim. Tanımadığım 4 kişi ile birlikte tuvaleti ve banyosu dışarıda olan bir odada kaldım. Temizlik işinde çalışıyordum ve benimle birlikte çalışan Türk (eşarplı) kadınları görmek beni şok etti. Kadınların çalışması, temizlik yapması beni şaşırttı ve aslında çok üzdü. En çok da anlatılanların ve gördüklerimin birbirine uymaması beni şok etti. 6 ay buna katlanıp tekrar memleketime dönmek istedim.

Almanya‘ya gelip bir süre tanıyıp alıştıktan sonra, kendinize, ortama ve duruma bakarak nasıl bir insan, nasıl bir adam olmaya karar verdiniz?

Benim Almanya’ya geldiğim günkü fikirlerim ve düşüncelerim hiç değişmedi. Bunu size beni tanıyanlar da söyleyecektir. Ama tabii ki hedeflerim eklendi ve onunla birlikte tecrübem de arttı. Dürüst ve işini severek yaptıktan sonra her şey başarılır düşüncesindeyim. İşçi olduğum bir şirketin sonra sahibi olmakta bunun bir örneğidir zaten.

Hedefinizdeki insan olmaktan sizi alıkoyan, sizi saptıran şeyler oldu mu? Sakıncası yoksa birini paylaşır mısınız?

1999 senesinde yüksek miktarda alacaklı olduğum bir şirket iflas etti. 460 bin Mark’a çizgi çektim. Ona rağmen insanlara karşı olan ne inancım ne de ümitlerim eksildi. İşçilerimle konuştum, durumu izah ettim ve “biz seninleyiz” dediler. Maaşlarını ona göre uyguladık ve 8 ay içerisinde kendimizi toparladık. Hep beraber başardık ve yolumuza devam ettik.

Peki o ilk karardaki insan olmayı başarabildiniz mi? Ne kadar ulaşabildiniz hedefinizdeki o insan olmayı?

Ben hayatımda her zaman olabilecek, yani başarabileceğim hedefler koydum kendime. Bu, yaptığım işte pozitif olmamı ve kendime güvenimi artırdı. Yani realist olmam beni istediğim yere ulaştırdı.

Büyük işler, ciddi işler yapan bir temizlik şirketinin sahibisiniz. Bu sektörü neden seçtiniz?

Ben Almanya’ya geldiğimde seçenek olarak bu vardı, yani şartlar öyle olduğu için.

Geldiğiniz bu noktadaki kafa yapınızla, becerilerinizle ve topluma uyumunuzla, yine aynı kararı verir miydiniz? Yani yine ayni iş dalını seçer miydiniz?

Mecburiyetten bu mesleği seçtim. Bu işi benimsedim ve ince detaylarına kadar öğrendim, bugün olsa yine aynı mesleği seçerdim.

Her işin kendine has zorlukları, çekilmez yanlar olduğu muhakkak. Siz kendi işinize baktığınızda “Lanet olsun, canıma tak etti, kafayı yemek üzereyim” dedirten en çekilmez tarafı nedir?

Teknik olarak baktığınız zaman temizlenmeyecek leke yoktur. Yapılması gereken bir iş vardır ve o yapılır. Asıl sorun bence insanlara güvenip yola çıkarsınız, sonra bunlardan zarar görürsünüz. Bu sizi tabii ki üzer.

Türklerle mi iş yapmak kolay yoksa yabancılarla mı?

Lütfen kimse yanlış anlamasın, ama bizim insanımız ile iş yapmak bazen zor olabiliyor. Bu yabancılarda yok mu dersiniz, belki. Var tabii ki. Ama sorun belki de duygusal olmamız ve bunu iş hayatımıza yansıtmamız.

İş haricinde Alman ya da yabancı toplumun ne kadar içerisindesiniz? Yaşadığınız bu karma kültürün tam olarak kendinizi neresinde duruyorsunuz?

Kültürümüz koruyup yaşayan ve aynı zamanda kendimi Almanya’ya entegre olmuş birisi olarak görüyorum. Nerde yaşarsanız yaşayın, bunun en büyük göstergesi karşınızdaki insana ve onun kültürüne saygı göstermeniz olduğunu düşünüyorum.

Yabancı bir eşiniz, çok kültürlü bir aile yapınız var. Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesinin kadim kültürünü ve geleneklerini de yaşamaya, yaşatmaya çalışıyorsunuz. Bu zor olmuyor mu? Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

İnanın zorlanmadım hiç bir zaman. Her insana iyi gözle bakarsanız, onun kültürüne aşağılamadan bakarsanız, o da aynı şekilde size davranır. Böylece de denge her zaman sağlanır.

Ne kadar değiştiniz? Geldiğiniz noktada kendinize baktığınızda sizi ne şaşırtıyor? Vay be bende bu özellikte varmış dediğiniz şeyleriniz var mı?

Şirket sahibi olduktan sonra çok sabırlı oldum. İdareciliğin getirdiği durum da diyebiliriz buna. Akrabalarıma ve çevreme düşkün insanım. Onlardan çalışma tempom gereği uzaklaştım. Buna “vay be” diyorum.

Türkiye’de kalsaydınız yine aynı insan, aynı iş, aynı yaşam biçiminiz olur muydu? Hayatınızın yapılanmasında burası ve sizin kişiliğiniz arasında bir denge sağlarsak hangisi daha baskın olurdu?

Beni ben yapan aslında Almanya’nın sağladığı şartlar değil. Kesinlikle kendi kişiliğim ve ailemden aldığım eğitim. Aslında bügünkü varlığımın temel sebepleri bunlar oldu.

İki kültür, hatta üç kültür arasında (çünkü eşiniz yabancı olduğundan) bocaladığınız, içinden çıkamadığınız konular durumlar oluyor mu?

Eşim benim kültürüme ve aileme benim kadar, hatta benden fazla bağlı. Bu yönden kendimi çok şanslı da görüyorum. Ailem benimle konuşamayacağı konuları eşimle konuşur. Karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış olduğu zaman inanın bocalama olmaz.

Türkiye‘ye izine gittiğinizde en çok ne yapmaya seviyorsunuz?

Ailemle Türkiye’de farklı yöreleri gezmeyi çok severim. Eğleneceğiniz değil de daha çok öğrenebileceğiniz seçenekler tercihimdir. Yemek konusu da var, biliyorsunuz zaten buranın en iyisi oranın en kötüsü.

Burada hayatınızı kurarken “olmazsa olmaz” dediğiniz ne oldu? Ne kadar tutarlı olabildiniz o konuda?

Bir kere inancıma göre helal olması benim için çok önemli. Ve bir atasözünü her zaman hatırlarım “Doğru duvar yıkılmaz”. Bundan hiç bir zaman şaşmadım. Dürüst çalıştım, azimli oldum. Hata yapıldıysa özür diledim ve düzelttim.

Size en çok pişmanlık hissettiren, “şu olmasa ne iyi olurdu” dediğiniz bir şey var mı hayatınızda?

Ne yaptıysam karşılık beklemeden yaptım. O yüzden de inanın pişmanlık duyduğum hiçbir şey olmadı hayatımda. “Ama yapmadığınız bir şey için pişmanlık duydunuz mu?”diye sorsanız “evet” derim. “Keşke bana gelen uyarıları dinleseydim de farklı yapsaydım” dediğim oldu mesela.

Gurbeti nasıl tanımlarsınız?

Aslında sorun gurbet değil de, gurbetçiyi gören gözde bence. Ben bunu kısaca şöyle tanımlamak isterim: “Gurbet, içinde bulunduğunuz durum değil, size hissettirilen duygulardır.”

Siz geldiğiniz bu noktada nerelisiniz? Tam olarak hangi kültürün insanısınız? Nereye aitsiniz?

Alman pasaportu almak için test yapmak istendi ve bunu reddettim. Ama yine de kendimi buralı gibi hissediyorum. Tabii ki memleketimizi seviyorum, ama ben burada olduğumdan mutluyum. Benim gözümde doğduğunuz değil, doyduğunuz yerdir vatan.

Son olarak size teşekkür etmek istiyorum. Beni bu röportaj için layık görmeniz beni çok mutlu etti. Şeref verdiniz.

Durch die weitere Nutzung der Seite stimmst du der Verwendung von Cookies zu. Weitere Informationen

Die Cookie-Einstellungen auf dieser Website sind auf "Cookies zulassen" eingestellt, um das beste Surferlebnis zu ermöglichen. Wenn du diese Website ohne Änderung der Cookie-Einstellungen verwendest oder auf "Akzeptieren" klickst, erklärst du sich damit einverstanden.

Schließen