Sabri Uçar Çalışkan – Köşe yazısı

“Her Ramazan’da karanlıklardan aydınlıklara çıkmak gibi bir ruh hali yaşarız, her iftar topuyla paylaşmayı ve anlamayı yeniden hissederiz. O anda dünyanın her yerinden dualar ve umutlar uçuşur gökyüzüne ve nimetlerine şükrederiz yaratanın ve hayatın verdiklerine. Bir niyetle yatar, bin umutla uyanırız. Sonra, bayram derler adına, gelir ve hanelerimize şenlik getirir.” Hepimiz Ramazan’ları ve bayramları böyle bilirdik değil mi? Hani o hemen hepimizin çocukluğundan aşina olduğu. Oysa yaşadığımız bu çağda öyle mi? Elbette o umut ettiğimiz, o hayal ettiğimiz, o heyecanla dört gözle beklediğimiz bayramlar yok artık. Çünkü artık o “huzur İslam’da” dediğimiz o kavramın içi çoktandır boş. Çoktandır hemen hemen tüm İslam coğrafyası kan ağlıyor ve bedel ödüyor. Ramazanlar paylaşmanın, anlamanın, empati yapmanın sembolü değil artık. Ve çoktandır Ramazanlarda ve bayramlarda acılarımızı ve İslam coğrafyasının acılarını dindirsin diye Allah’a dua etmekten başka bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz. Çünkü tüm çağlara, tüm zamanlara inmiş olan ve tüm zamanlarda geçerliliği olan Kur-an’ı okumaya okumaya eskittik! Çoktandır yüzüne bakmadığımız, açıp okumadığımız Kur-an’ı Kerim’in esasları yerine insanları koyduk, şeyhleri, rivayetleri ve yüzbinlerce hadisi koyduk. İşimize nasıl ve ne şekilde geliyorsa alıp onu kullandık. Bir çoğumuz insanoğlunun yaratmış olduğu bir değer olan parayı ilah yaptık ve onu merkeze koyduk, duygularımız zayıfladı ve nefsimiz güçlendi. Bize gösterilen yolda yürümek yerine işimize nasıl geliyorsa ya öyle bir yol bulduk kendimize ya da öyle bir yol çizdik yürümek için.

Hiç olmazsa “bayramdan bayrama” diye bir araya gelişlerimizi toplumsal değerlerimizi örf ve adetlerimizi yaşadığımız tekrarladığımız bu özel günlerin üzerinden çiğneyip geçmeseydik, en azından keşmekeş geçen zamanları bayramdan bayrama da olsa tüm bunlara sahip çıkarak o keşmekeşliği telafi etseydik. Gurbette ya da sılada oluşumuz fark etmiyor. Yaşadığımız dünyanın her yerinde aynı keşmekeşlik. öyle bir varlık derdine düşmüşüz ki, hepimiz varlığın asıl sebebini unutup bir başka şekil var olmanın telaşı ile yaşamaktayız. Daha iyi evler, daha iyi arabalar, daha iyi giysiler ve nefsimizi okşayan daha iyi bir yaşam Savaşının tam ortasındayız hepimiz. Savaşlarla bombalarla ateşlerle yok edilen kardeşlerimizi bir dua ile ve bir öğünlük yemek bedeli olan fitre ve zekatlarla kurtaracağımızı zannediyoruz. Hiç rahatımızı ve istifimizi bozmadan kendi yapmamız gerekenleri dua yoluyla Allah’a havale edip sonucu Allah’tan bekliyoruz.

Hadi geçtim oruç tutmayı, ibadet etmeyi, bizi biz yapan değerlerimizden onları tekmeleyerek uzaklaşıyoruz. Sanki anadan, babadan, atadan başka şeyler görmüşüz de, bizi biz eden tüm değerler batıyor bir taraflarımıza. Zenginleşiyoruz, mala mülke sahip oluyoruz, ama paylaşmıyoruz, Yanı başımızda feryatlar kopuyor ve insanlar can havliyle bize sığınıyor. Öldürene değil, ölene kızıyoruz. Ana-baba, çoluk çocuk topyekun imha ediliyor İslam ülkelerinde. Oturup elimizde çekirdekle meyve suyuyla film izler gibi olan biteni izliyoruz. Ne vahyin izindeyiz ne de sevgilinin ümmeti olmayı hak ediyoruz. Bizler indirilen değil, uydurulan bir dinin mahkumları ve gönüllü esirleri olmuşuz. Çünkü öyle kolayımıza ve menfaatimize geliyor. Bizler gerçek rehberi bırakıp ve yine bizler gibi olan sıradan insanların eteklerine yapışıp şefaat bekliyoruz. Yani bizler çoktandır yolumuzu kaybetmişiz. Hele bir yol sorun kendinize. Gerçekten bayramı hak ediyor muyuz?

Durch die weitere Nutzung der Seite stimmst du der Verwendung von Cookies zu. Weitere Informationen

Die Cookie-Einstellungen auf dieser Website sind auf "Cookies zulassen" eingestellt, um das beste Surferlebnis zu ermöglichen. Wenn du diese Website ohne Änderung der Cookie-Einstellungen verwendest oder auf "Akzeptieren" klickst, erklärst du sich damit einverstanden.

Schließen